DANIŞTAY BAŞKANLIĞINDAN

 

            Anayasanın ağırlıklı olarak yargıya ilişkin maddelerinde yapılması düşünülen değişiklikler konusundaki görüş ve değerlendirmelerimizi, adına karar vermekten onur duyduğumuz Yüce Milletimizle paylaşma gereğini her zamankinden daha fazla hissetmiş bulunuyoruz.

            Öncelikli olarak, yargı yerleri ile paylaşılması gereken değişiklikler hakkındaki bilgimiz, yazılı ve görsel basında yer alan haberler ile internet ortamında elde edilen metinlere dayanmaktadır.

            Resmî olarak tarafımıza iletilmemiş olsa dahi, anayasal bir kurum olmanın görev ve sorumluluğu içerisinde, tam bağımsız ve güvenceli bir yargının tesisi için, görüş ve önerilerimizi, Milletimizle paylaşmaktan her zaman olduğu gibi şimdi de geri durmayacağız.

            Devletin üç temel erkinden biri olan yargı erki içinde önemli bir konuma sahip bulunan Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumuna, görev ve yetkilerine ilişkin yapılan değişiklikler, bu üç temel erk arasındaki iş bölümünü ve devletin hukuki yapısını etkileyecek nitelikte bulunmaktadır.

            Sadece bugünün değil, gelecek nesillerin hukukunu da etkileyecek söz konusu anayasa değişikliği; hazırlanış yöntemi ve zamanlaması itibarıyla toplumsal uzlaşı ve beklentileri karşılamamakta, yargı bağımsızlığını mevcut durumundan daha geriye götürmektedir.

            Yargıya yönelik üslûbun eleştiri sınırlarını aşıp yargıyı yıpratma şekline dönüştüğünü, buradaki amacın ise, anayasa değişikliğine zemin hazırlamak olduğunu görmekteyiz.

            Tepkiye dayalı, aceleye getirilmiş anayasa değişikliklerinin kalıcılığı ve istikrara katkısı olamayacağı gibi hukuki ve teknik pek çok hatayı da beraberinde getireceği kuşkusuzdur.

            Üzülerek ifade ediyoruz ki, Bizim, yargı bağımsızlığı konusunda önemle üzerinde durduğumuz ve en son 10 Mayıs 2009 tarihinde Danıştayın Kuruluş Yıldönümü Açış Konuşmasında da ayrıntılı olarak yinelediğimiz öneriler devlet adına yetki kullanan makamlarca dikkate alınmamış, önemsenmemiş ve göz ardı edilmiştir.

            Anayasa değişikliği paketi, yargı reformu niteliğini taşımamaktadır. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ve Anayasa Mahkemesinin, siyasi iktidarın beklentilerine cevap verecek bir yapıya dönüştürülmesi yargı reformu olarak kabul edilemez. Yargı reformundan anlaşılması gereken, hukukun üstünlüğü ilkesi doğrultusunda yargının hızlandırılması, davaların etkin ve adil bir çözüme kavuşturulması, yargı kararlarının uygulanmasına yönelik düzenleme yapılması ve bu yolla halkımızın beklentilerinin karşılanmasıdır.

             Anayasa değişiklik paketi ile ilgili olarak:

            - Siyasi partilerin kapatılmaları konusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının dava açma yetkisinin, Yasama Organı bünyesinde oluşturulacak bir komisyonun iznine bağlanması kuvvetler ayrılığı ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

            - Cumhurbaşkanının yüksek mahkemelerin oluşumuna doğrudan ya da dolaylı olarak katılımının sınırlandırılması ve bu konudaki yetkilerinin azaltılması gerekirken, yüksek yargıyı ve Kurulu biçimlendirme imkanı geliştirilerek pekiştirilmiştir.

            - Anayasa Mahkemesinin oluşumu, Mahkemeye üye seçme yetkisi, seçilme koşulları, seçim şekli ve görev süresinin, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesine uygunluğu bakımından mevcut durumu aratır niteliktedir.

            - Uygulanmakta olduğu ülkelerde bile olumlu sonuçlar verdiği kanıtlanamayan anayasa şikayeti yolunun sistemimize dahil edilmesi; yargı ayrılığını zedeleyici, kesinleşen yargı kararlarını bertaraf edici, yüksek mahkemeler arasında var olan denkliği bozucu, iş yükü artışı nedeniyle kadrosunun genişletilmesi ihtiyacına bağlı olarak, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı yapılanmaya zemin hazırlamaktadır.

            - Yüce Divan görevinin, görev suçuna ilişkin idare ve ceza hukuku kavram ve ilkelerini bilen Danıştay ve Yargıtay meslek mensuplarının katılımıyla oluşturulacak bir kurula verilmesi yerine, bu görevin, oluşumunda, hakim ve savcı mesleğinden gelmeyen çok sayıda üyeye sahip Anayasa Mahkemesince yürütülmesi doğru değildir.

            - Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, daha bağımsız, daha teminatlı ve siyasi etkilerden uzak bir yapıya kavuşturulması gerekirken geniş tabanlı temsil esası, demokratik meşruiyet gibi kavramlar adı altında kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlâl eder biçimde yapılandırıldığı; böylece, siyasi etkilere daha açık ve Adalet Bakanlığının kontrolünde bir Kurul oluşturulduğu görülmüştür. Kurulda, Yargıtay ve Danıştayın etkinliğini azaltacak, hatta, etkisiz kılacak şekilde üye sayısı belirlenmiş; herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir eleştiri konusu olmasına karşın, Adalet Bakanı ve Müsteşara Kurulda yer verilmeye devam edilmiş; yargı erki ile doğrudan bağlantısı olmayan kurum ve mesleklerden Yüksek Kurula üye olma yolu açılmış, hukuki güvenlik, hakim ve savcı teminatı ilkesine aykırı olarak, Kurulda görev yapan iki meslek mensubumuzun görevlerinin sona erdirilmesi öngörülmüş; yüksek yargıç olmayan kişilerin, yüksek yargı mensubu seçme sürecine katılım yolu açılmış; ilk derece mahkemeleri ile yüksek mahkemeler arasında ayrışmaya zemin hazırlanmıştır.

            Bu nedenle, Anayasa değişikliğine ilişkin düzenlemelerin pek çoğunun doğru ve isabetli olmadığı kanaatini taşımaktayız.

             Yüce Milletimizin, bu eleştiri ve değerlendirmelerimizi, kendimizi savunmak, konumumuzu muhafaza etmek için değil, hukukun üstünlüğünü sağlamak, yargı bağımsızlığını koruyarak siyasallaşmasını engellemek amaç ve sorumluluğu ile yaptığımızı takdir edeceğine olan inancımız tamdır.

            Danıştay Başkanlar Kurulunun görüşü, kamuoyuna saygı ile duyurulur.

            23 Mart 2010