T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2009/8626
Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen : …'e velayeten
kendi adına asaleten …
Davalı : Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı - Bilkent/ANKARA
Vekili : Av.
Davanın Özeti : Yüksek Öğretim Genel Kurulunun kat sayı puanı uygulamasını kaldırmasına ilişkin 21.07.2009 tarihli kararının; eşit olmayanları eşit hale getirerek mağduriyete sebep olduğu öne sürülerek, iptali ve yürütmenin durdurulması istemidir.
Savunmanın Özeti : Üniversiteye giriş sisteminin gereksinimlere cevap vermediği, teknik ve objektif bir karar alma süreci izlenerek Genel Kurulun 5 üyesinden oluşan bir çalışma grubu oluşturulduğu, ÖSYM ve ilgili bütün birimlerin görüşünün alındığı, bu doğrultuda öncelikle üniversiteye giriş için iki aşamalı sınav öngörüldüğü, 1739 sayılı Yasanın 28/2 maddesi ve uyulması gereken kural niteliği bulanan VIII. 5 yıllık kalkınma planının mesleki eğitimi teşvik eder niteliği bulunduğu, 1999 yılında uygulamaya konulan tek sınav ve farklı katsayı uygulamasının meslek liselerini öğrenci sayısı ve nitelik olarak olumsuz etkilediği, ek puan uygulaması ve sınavsız meslek yüksek okullarına yerleştirmeye ilişkin düzenlemenin bu olumsuzluğu gidermediği, katsayı uygulamasından ara insan gücü beklentisi olan sanayicinin de olumsuz etkilendiği, genel lise mezunlarının katsayı uygulaması olsa da olmasa da sınavlarda daha başarılı olduğu, uygulamanın uzun vadede genel liselere yarar sağlayacağı, kimseye ayrıcalık tanınmadığı, katsayı eşitlemesinin mesleki yönlendirmeyi olumsuz etkilemeyeceği, üniversite sınavının bir yarışma ve yeterlik sınavı olduğu, gerçek başarının esas alınması gerektiği, eğitim-öğretim hakkı ile meslek seçme ve çalışma özgürlüğüne aykırılık teşkil eden uygulamanın sonlandırıldığı, meslek liselerinin müfredatının zaten bu sınavı başarmalarına engel teşkil ettiği, alınan kararın yapılan tespitlere uygun olduğu, uygulamanın meslek liselerini tercih edilebilir kılmayı amaçladığı, yıllara yayılmış istatistiki bilgilerin sistemin olumsuzluğunu ortaya koyduğu, işgücü yapısının ülke ihtiyacına göre şekillendirilmeye çalışıldığı, kazanılmış haktan söz edilemeyeceği öne sürülerek, davanın ve yürütmenin durdurulması isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
Danıştay Tetkik Hakimi … Düşüncesi : Dava konusu kararda eğitim ilkelerinin öngördüğü amaca, kamu yararına ve hizmet gereklerine uyarlık bulunmadığından yürütmenin durdurulması isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı … Düşüncesi : Dava, Yükseköğretim Genel Kurulu'nun üniversiteye giriş sınavlarında geçerli olacak katsayının belirlenmesine ilişkin 21.07.2009 tarihli ve 14 sayılı kararının iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır.
Danıştay Sekizinci Dairesinin 20.11.2009 tarih ve 2009/6890 sayılı kararı ile, davaya konu edilen katsayı ile ilgili Genel Kurul kararının 3., 4. ve 5. maddelerinin yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği, davacının iddialarını sözü edilen maddeler üzerinde yoğunlaştırdığı, diğer bir ifade ile davanın bu maddelerin iptaline yönelik olduğu görülmektedir.
Bu sebeple, yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığı yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince dava konusu karara yönelik olarak Dairemizce verilen 20.11.2009 gün ve E:2009/6890 sayılı karar ile bu karara yapılan itiraz üzerine İdari Dava Daireleri Kurulunun 10.12.2009 gün ve YD. İtiraz No:2009/1005 sayılı kararında yer alan gerekçeler dikkate alınarak işin gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 27/2 maddesinde; "Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler." hükmü yer almaktadır.
Dava; davalı idarenin 30.07.1998 gün ve 98/8-90 sayılı kararı ile 1999 yılından itibaren başlatılan uygulama ile tek aşamalı sınav ve farklı katsayı öngörülerek bu doğrultuda en son uygulanan Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanlarının (AOBP); adayların kendi lise alanlarında bir yükseköğretim programına yerleştirilirken 0,8; alanları dışında bir yükseköğretim programına yerleştirilirken 0,3; bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim kurumlarından mezun olanların alanlarında bir yükseköğretim programlarına yerleştirilirken ayrıca 0,24 katsayısı ile çarpılması esası kaldırılarak, Yükseköğretim Genel Kurulunun 29.1.2009 gün ve 67 sayılı kararı ile yükseköğretime geçişte birinci aşamada Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) olarak adlandırılan ortak ve tek bir sınavdan sonra Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) olarak adlandırılan 5 ayrı sınav yapılacağı belirlenerek alınan 21.07.2009 gün ve 1266 sayılı ek kararının iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır.
Bu kararın 3. maddesinde, yerleştirme puanlarının hesaplanmasında AOBP nın 0,15 katsayı ile çarpılacağı; 4. maddesinde, adaylardan öğretmen lisesi veya meslek lisesi mezunu olanların kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde AOBP nın 0,06 ek katsayı ile çarpımı sonucunda bulunan değerin, 3. maddeye göre hesaplanan yerleştirme puanına ekleneceği; 5. maddesinde de, meslek lisesi mezunu adayların ek puanla girebildikleri kendi alanlarındaki her program için bir LYS puanı türünün yanı sıra bir de YGS puan türü belirleneceği, meslek lisesi mezunu olup olmadığına bakılmaksızın adayların bu programlara yerleştirilmesinde bu iki türden puanların büyük olanının esas alınacağı düzenlenerek yeni katsayı ve hesaplama yöntemleri kabul edilmiştir.
Anayasanın "Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi" başlıklı 42. maddesinde, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı, öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edilip düzenleneceği kurala bağlanmıştır. Bu madde ile eğitim ve öğretimin genelliği ilkesi benimsenerek birey açısından bir hak, Devletin de asli görevi olduğu belirlenmiştir.
2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının 45. maddesinde;
"a. Öğrenciler Devlet Yükseköğretim Kurumlarına, esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilen sınavla girerler. Sonuçların değerlendirilmesinde adayların ortaöğretimdeki başarıları dikkate alınır. Ortaöğretim kurumlarını birincilikle bitiren adaylar kendileri için yükseköğretim kurumlarında ayrılacak kontenjanlara, tercih ve puanları gözönünde tutularak yerleştirilir. Yükseköğretim kurumlarına öğrenci seçiminde, adayların ortaöğretim süresindeki başarıları Yükseköğretim Kurulunun uygun göreceği şekilde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından geliştirilecek bir yöntemle ek bir puan olarak tespit edilir ve yükseköğretim kurumlarına giriş sınav puanlarına eklenir. Bir mesleğe yönelik programlar uygulayan liselerin mezunları, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek aynı alanda bir yükseköğretim kurumuna girerken, başarı notları ayrıca tespit edilecek bir katsayı ile çarpılmak suretiyle değerlendirilerek giriş sınavı puanlarına eklenir.
b. Yükseköğretim Kurulunca düzenlenen esaslara göre belli sanat dallarında üstün kabiliyetli olduğu tespit edilen öğrenciler, ilgili dalda eğitim yapmak kaydıyla yine bu esaslar içerisinde belirlenecek özel yöntemlerle yükseköğretim kurumlarına alınabilirler.
c...............
d. (Ek : 29/6/2001 - 4702/2 md.) Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunca tespit edilen uluslararası bilimsel yarışmalarda ödül kazanan öğrenciler, ödül kazandıkları alanlarda Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi ile Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunca müştereken belirlenecek yükseköğretim kurumlarından seçtiklerine sınavsız girerler.
e. (Ek : 29/6/2001 - 4702/2 md.) Mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarından mezun olan öğrenciler istedikleri takdirde bitirdikleri programın devamı niteliğinde veya buna en yakın programların uygulandığı, öncelikle kendi mesleki ve teknik eğitim bölgesi içinde yer alan veya bölgesi dışındaki meslek yüksekokullarına sınavsız olarak yerleştirilebilirler. Sınavsız olarak meslek yüksekokullarına devam ederek mezun olan öğrencilerin yüzde onundan az olmamak üzere ayrılacak kontenjanlara göre alanlarındaki lisans programlarına dikey geçiş yapmaları sağlanır. Bununla ilgili esas ve usuller, Milli Eğitim Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu işbirliği ile çıkartılacak yönetmelikte belirlenir.
f. (Ek : 29/6/2001 - 4702/2 md.) Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından herhangi birini bitirip de mesleki ve teknik eğitim bölgeleri kapsamı dışındaki bir yükseköğretim programına girmek isteyen öğrenciler, üniversite giriş sınavlarına başvurabilirler" hükümlerine yer verilmiştir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasasında, milli eğitim sisteminin genel ve özel amacı ile temel ilkeleri belirlenmiş, genel yapısı bu amaç ve ilkeler çerçevesinde oluşturulmuştur. Bu şekilde, anılan Yasanın 18. maddesinde, Türk Milli Eğitim sisteminin, örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere iki ana bölümden kurulduğu; örgün eğitimin, okul öncesi eğitimi, ilk öğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını; yaygın eğitimin, örgün eğitim yanında veya dışında düzenlenen eğitim faaliyetlerinin tümünü kapsadığı kurala bağlanmıştır. Devamı maddelerinde de örgün eğitim kurumlarının kuruluşu, kapsamı, amaç ve görevleri düzenlenmiştir. Yasanın 26. maddesinde, ortaöğretimin; ilköğretime dayalı en az üç yıllık öğrenim veren genel, mesleki ve teknik öğretim kurumlarının tümünü kapsadığı; "Orta Öğretimden Yararlanma Hakkı" başlıklı 27. maddesinde, ilköğretimini tamamlayan ve orta öğretime girmeye hak kazanmış olan her öğrencinin, ortaöğretime devam etmek ve orta öğretim imkanlarından ilgi, eğilim ve yetenekleri ölçüsünde yararlanmak hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Aynı Yasanın 28. maddesinde; "Ortaöğretimin amaç ve görevleri, Milli Eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,
1. Bütün öğrencilere ortaöğretim seviyesinde asgari ortak bir genel kültür vermek suretiyle onlara kişi ve toplum sorunlarını tanımak, çözüm yolları aramak ve yurdun iktisadi sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak bilincini ve gücünü kazandırmak,
2. Öğrencileri, çeşitli program ve okullarla ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda yükseköğretime veya hem mesleğe hem de yükseköğretime veya hayata ve iş alanlarına hazırlamaktır.
Bu görevler yerine getirilirken öğrencilerin istekleri ve kabiliyetleri ile toplum ihtiyaçları arasında denge sağlanır.";
30. maddesinde, "Yöneltme ilköğretimde başlar; yanılmaları önlemek ve muhtemel gelişmelere göre yeniden yöneltmeyi sağlamak için ortaöğretimde de devam eder. Yöneltme esasları ve çeşitli programlar veya ortaöğretim okulları arasında yapılacak yatay ve dikey geçiş şartları, Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenir.";
"Yükseköğretime Geçiş" başlıklı 31. maddesinde (16.6.1983-2842/10. md), " Lise veya dengi okulları bitirenler, yükseköğretim kurumlarına girmek için aday olmaya hak kazanır. Hangi yükseköğretim kurumlarına, hangi programları bitirenlerin nasıl girecekleri, giriş şartları Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yapılarak Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilir." kurallarına yer verilmiş, devam eden maddelerinde de yükseköğretimle ilgili düzenlemeler yer almıştır.
Milli Eğitim Temel Yasasında yer alan kuralların anlamı, amacı ve kapsamının anlaşılabilmesi bakımından genel gerekçesinin irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasanın genel gerekçesinde; ülkemizde özellikle 1960 dan sonra başlayan planlı kalkınma dönemi ve hızlı sanayileşmenin yarattığı ekonomik, kültürel ve sosyal değişimin milli eğitim sisteminin gözden geçirilmesini zorunlu kıldığı; kalkınma hedeflerine ulaşılabilmesi için eğitim-üretim-insangücü sistemleri arasında denge kurulması gerektiği; kalkınmanın gerektirdiği orta seviyeli insan gücünü yetiştirecek olan mesleki/teknik öğretim okullarının gereken ilgiyi görmediği; bu nedenle, okul öncesinden yükseköğretim sonuna kadar bütün örgün ve yaygın eğitimin bir sistem bütünlüğü içinde ele alınması ve eğitimin, devamlılık ve istikrar içinde yenileşme, gelişme ve yayılmasına imkan verecek esasların bir temel yasada toplanmasının zorunlu hale geldiği belirlenmiştir. Yasanın getirdiği başlıca yenilikler sayılarak eğitim sisteminin, mesleki ve teknik eğitime ağırlık vererek öğrencilerin örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ilgi, istek ve yetenekleri ölçüsünde toplumun ihtiyaçlarına göre yükseköğretime, iş alanlarına ve hayata hazırlayan, aralarında yatay ve dikey geçişler bulunan ve birbirini tamamlayacak bir sistem bütünlüğü içinde düzenleneceği; genel, mesleki veya teknik nitelikteki orta öğrenimlerini bitiren gençlerin yetiştirildikleri yönde yükseköğretime geçebilmelerinin bir statüye bağlanacağı hususlarına değinilmiştir. Bu gerekçeler doğrultusunda Milli Eğitim Temel Yasası kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiştir.
Yasanın 30. maddesinin gerekçesinde; bu madde ile ortaöğretimde yapılacak yöneltmenin esaslarının düzenlendiği; ortaöğretimin toplumun ihtiyaçlarına cevap veren çeşitli programlardan oluşacağı; öğrencilerin ilgi, istek ve yeteneklerine göre bu programlara yöneltilerek yerleştirileceği; yöneltmenin genel olarak temel eğitimde yapılacağı; yöneltmedeki yanılmaları ve zaman kaybını önlemek, seviye farklarını gidermek, muhtemel gelişmelere göre yeniden yönelmeyi mümkün kılmak için yönelmenin orta öğretimde de devam etmesinin zorunlu olduğu; bunu sağlamak üzere ortaöğretimin genel, mesleki ve teknik programlarının birinci sınıfının, temel dersler bakımından ortak nitelikleri olan bir yöneltme yılı olarak düzenleneceği; öğrencilerin çeşitli yönlerden gelişmelerinin bu sınıfta yakından izleneceği ve sürekli bir değerlendirme sonunda özel durumlarına uygun gelen programlara yönelmelerinin sağlanacağı; yöneltme ilkesinin ve çeşitli programlar veya okullar arasındaki yatay ve dikey geçiş şartlarının yönetmelikte gösterileceği belirtilmiştir.
31. maddenin gerekçesi ve maddenin 1. fıkrası ise, ortaöğretimin yükseköğretime veya hem mesleğe hem yükseköğretime hazırlayan kurumlarını bitiren öğrencilere, yetiştirildikleri yönde, üniversitelere, akademilere ve yüksek okullara girmek için aday olma hakkı tanınır, şeklindedir.
Bu maddede daha sonra 16.6.1983 gün ve 2842 sayılı Yasanın 10. maddesiyle yapılan değişikliğin gerekçesi olarak 2547 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi ile yükseköğretim kurumlarının yeniden düzenlenmiş olması gösterilmiştir. Böylece Yasanın genel gerekçesi ve kabulünde bir değişiklik meydana getirilmemiştir. Değişiklikten sonra da maddenin 2. fıkrasında; hangi yükseköğretim kurumuna hangi programları bitirenlerin nasıl girecekleri ve giriş şartlarının Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yapılarak Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edileceği kuralına yer verilerek yükseköğretimden yararlanma hakkının kullanımına ilişkin belirleme yapılmış olması aynı gerekçe ve kabulün yapılan değişiklikte de benimsenmiş olduğunun göstergesidir.
Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, milli eğitim sistemimiz, örgün eğitimde, yönlendirme esasına dayalı kademeli geçişi öngören bir modelle örgütlenmiş olup, bu örgütlenme şekli eğitimin amacı ve temel ilkelerinin doğal bir sonucudur. Bu düzenlemeler ve örgütlenme şekli ile eğitim ve öğretim hakkının doğru ve etkin kullanımı hedeflenmiş, öncelikler belirlenmiştir. Eğitim ve öğretim hakkının herkese fırsat ve imkan eşitliği dahilinde sunulabilmesi için ilgi, yetenek ve eğilimleri farklı olan bireylerin bu özelliklerine en uygun eğitim kurumlarına yönlendirilmesi amaçlanmıştır. Bireyler için güdülen bu amacın gerçekleştirilmesi ekonomik, kültürel ve sosyal beklenti ve ihtiyaçlardan bağımsız düşünülmemiştir. Bunun nedeni bireylerin kendi özelliklerine en uygun eğitim-öğretim kurumuna yönlendirilmesinin bireysel olduğu kadar toplumsal kazanım ve sonuçlarının bulunmasıdır.
Eğitim sistemimize yasa kurallarıyla kazandırılmış olan bu işleyiş şekli aynı hukuksal statüde olanlar arasında eşitlik sağlanması prensibinden hareket etmektedir.
Milli Eğitim Temel Yasası ile yeniden yapılandırılan eğitim sistemimizde, genel liselerle meslek liselerinin uygulanan program ve amaçları yönünden sahip oldukları farklılıklar gözetilerek, özellikle mesleki eğitimin milli eğitim sistemindeki yerinin ve işlerliğinin artırılmasını hedefleyen eğitim politikası doğrultusunda, ülkenin gelişen ve değişen ekonomik ve toplumsal gereksinimlerinin karşılanması için eğitim düzeyinin yükseltilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, meslek liselerinde uygulanan eğitim-öğretim programı öncelikle belirli mesleklere yönelik ara insan gücü yetiştirecek şekilde düzenlenmiştir. Genel liseler açısından ise böyle bir durum söz konusu değildir.
Yasanın genel gerekçesi ile ortaöğretimin amaç ve görevlerini belirleyen 28/2 maddesi ve "Yükseköğretime Geçiş" başlıklı 31. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, ortaöğretim kurumlarının farklılaşan eğitim-öğretim programlarının ilgilisine getirisinin ne olduğu belirginlik kazanmaktadır. Yasada, ortaöğretim kurumlarının, öğrencileri yükseköğretime veya hem mesleğe hem de yükseköğretime hazırlayacağı kuralına yer verilmekle bu farklılaşmanın ilgilisine yönelik sonuçları ortaya konulmuştur. Böylece kuruluş amaçları doğrultusunda oluşturulan eğitim-öğretim programları ile genel liseler yükseköğretime, meslek liseleri hem mesleğe hem de yükseköğretime hazırlayan öğretim kurumları olarak eğitim sistemimizde yerini almış bulunmaktadır.
Yasa maddesinde yükseköğretimden yararlanma hakkını belirleyen kural ile 28/2. maddesinde yer alan kuralın paralel bir düzenlemeyi içerdiği açıktır. Öğrencilerin eğitimlerinin son basamağını oluşturan yükseköğretimden yararlanma hakkını elde ettiklerinde seçecekleri yükseköğretim kurumunun da sistemin bütünlüğü ve devamlılığını bozmayacak şekilde ortaöğretimde seçtikleri alana uygun olması gerekliliği yasanın öngörüsüdür.
2547 sayılı Yasanın 45. maddesinde yer alan kurallar da Milli Eğitim Temel Yasasının bu öngörüsünü doğrular niteliktedir. Bu Yasa maddesi ile öğrencilerin bütün öğretim hayatlarının yansıması ve bir sonucu olarak seçecekleri yükseköğretim kurumlarının kendi alanları ile ilgili olmasını sağlamak bakımından teşvik edici düzenlemeler getirilmiştir.
Eğitim ve öğretimin her kademesinden bir bütün olarak yararlanma hakkının doğru ve etkin kullanımı için Yasada belirlenen Milli eğitimin temel ilke ve hedeflerine uygun olarak ilköğretimden başlayarak ortaöğretimde de devam edecek şekilde öngörülen alanlara ilişkin yöneltme, Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliğinde düzenlenmiş, bu seçimin olası yanılgıları da Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Nakil ve Geçiş Yönergeleri ile ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Böylece sistem, öğrencilerin kendilerine en uygun eğitim öğretim kurumundan yararlanması amacıyla kendi içinde her türlü çözümü üretmektedir.
Bu nedenle, ortaöğretim kurumlarının belirlenen niteliği ve bu kurumlardan yararlanma hakkının kullanımı için öngörülen düzenleme ile ulaşılan sonuçta ilgililerin hukuksal statüleri birbirinden farklı olmaktadır. Bir başka anlatımla, fırsat ve imkan eşitliğinin ruhuna ve amacına uygun olarak yönlendirme suretiyle kademelerden geçerek verilen haklardan eşit olarak yararlandırılmış olan bireylerin, bu eğitim kurumları içinde seçtikleri okul ve alan nedeniyle elde ettikleri hukuksal statünün farklı olması da kaçınılmazdır.
Milli eğitim sisteminin bütünlük ve devamlılık içinde örgütlenmiş olması nedeniyle ortaöğretimini tamamlayıp yükseköğretime devam etmek isteyenler açısından getirilen düzenlemeler ile de, bu eğitim kurumlarındaki eğitimin birbiriyle irtibatlı olduğu kabulünden hareket edilmiştir. Yukarıda aktarılan Yasa maddeleri de bu kabule dayanmaktadır. Bu açıklamalar karşısında Yasanın gerekçesinde yer alan "yetiştirildikleri yönde" bir yükseköğretim kurumuna devam etme hakkı şeklinde yer alan ibarenin anlamı ve amacı netlik kazanmaktadır.
Dava konusu kararın bu açıklamalar ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir;
Dava konusu karar ile Yükseköğretim Genel Kurulunca, 2010 yılında yapılacak olan yükseköğretim kurumlarına öğrenci seçme ve yerleştirme sınavlarından alınan puanlara göre yükseköğretim programlarına yerleştirme ile ilgili esaslar belirlenmiştir. Davacının bu karara yönelik iptal istemi, dava dilekçesinin içeriği ve dava konusu kararda belirlenen kurallar birlikte değerlendirildiğinde istemin, kararın diğer maddelerine yönelik olmadığı kabul edilerek inceleme ve değerlendirme 3 ve 4. maddeleri açısından yapılacaktır.
Yapılan bu düzenlemenin dayanağı 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 45. maddesi olduğundan, anılan Yasal düzenleme süreci üzerinde durulmasına gerek görülmüştür.
4.11.1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle uygulanan ilk sistemde adayların yükseköğretim kurumlarına yerleştirme puanları ÖSS sınavı puanı, ÖYS sınavı puanı ve ortaöğretim başarı puanı esas alınarak hesaplanmış ve adayların ortaöğretim başarı puanlarına aynı katsayı uygulanmıştır.
2547 sayılı Yasa'nın 45. maddesinde 17.8.1983 tarihli ve 2880 sayılı Yasa'nın 26. maddesiyle yapılan değişiklikle; bir mesleğe yönelik programlar uygulayan liselerin mezunlarının, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek aynı alanda bir yükseköğretim kurumuna girerken, başarı notlarının ayrıca tespit edilecek bir katsayı ile çarpılmak suretiyle değerlendirilerek giriş sınavı puanlarına ekleneceği yolundaki hüküm ile meslek lisesi mezunlarına alanları ile ilgili yükseköğretim kurumlarını tercih etmeleri halinde ek puan verilmesi uygulaması getirilmiş, ortaöğretim başarı puanının yükseköğretim puanına belli oranda etkili olması yönündeki önceki uygulama ise devam ettirilmiş, ayrıca belli sanat dallarında üstün kabiliyeti olduğu tespit edilen öğrencilerin ilgili dalda eğitim yapmak kaydıyla Yükseköğretim Kurulunca düzenlenen esaslara göre belirlenecek özel yöntemlerle yükseköğretim kurumlarına alınabileceği hükmü getirilmiştir.
İki aşamalı olarak uygulanan sınavların sonuçları ile elde edilen başarının değerlendirilmesi sonucunda Yükseköğretim Kurulu'nun 30.7.1998 günlü, 98.8.90 sayılı kararıyla tek aşamalı sınav uygulamasına geçilmiştir. Yine aynı kararla, sözel, sayısal ve eşit ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının hesaplanmasında farklı katsayı uygulamasına başlanmıştır. Bunun sonucu olarak sınav sonuçlarının değerlendirilmesinde, adayların ortaöğretimdeki başarıları dikkate alınmış, Yükseköğretim Kurulu'nun uygun göreceği ilkeler çerçevesinde hesaplanacak ortaöğretim başarı puanı, ek puan olarak giriş sınav puanına eklenmiştir. Orta öğretim başarı puanının hesaplanmasında, ortaöğretimdeki alanlarla ilgili yükseköğretim programlarına yerleştirme yapılırken daha yüksek katsayı uygulanmıştır. Ayrıca, mesleki ve teknik ortaöğretimi özendirmek için bir mesleğe yönelik program uygulayan liseleri bitirenlere, aynı alandaki yükseköğrenimi seçmeleri durumunda ek puan uygulaması getirilmiştir.
Yükseköğretim Kurulu'nun değinilen kararına karşı Danıştay Sekizinci Dairesinde bir çok dava açılmış ve Dairece verilen ret kararları Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nca onanmıştır. Örneğin, İmam Hatip Lisesi mezunu olan bir davacı tarafından alan seçmede ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının hesaplanmasına ilişkin Yükseköğretim Kurulu'nun değinilen kararı ile bu karar uyarınca 2000 yılı öğrenci seçme sınavı sonucunda hakkında yapılan yerleştirme işleminin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Sekizinci Dairesinin 11.2.2002 günlü, E:2000/4819, K:2002/893 sayılı kararıyla; dava konusu kararla ikinci basamak sınavının kaldırıldığı, ortaöğretim başarı puanının hesaplama yönteminin değiştirildiği, Lise 2. sınıfta seçilen alanla ve meslek lisesi ile ilgili dalda yükseköğretim programlarını seçenlere ek puan verildiği, Hukuk Fakülteleri ile Kamu Yönetimi, Siyaset Bilimi Programlarına Türkçe-Matematik ağırlıklı puana göre yerleştirme esasının getirildiği,yapılan düzenleme ile ülkenin gelişen ekonomik ve toplumsal gereksinimlerinin karşılanması amacının güdüldüğünün anlaşıldığı, ortaöğretimde başarılı olan öğrencilerin ve eğitim kurumlarının gerçekleştirdikleri düzeyin ayrı bir değerlendirme kapsamına alınarak eşitsizliklerin önlenmesi ve öğrencilerin kendi ilgi, bilgi ve yeteneklerine göre yeni bir eğitimin yaşama geçirilmesi yoluna gidildiği, getirilen düzenlemenin eğitim ilkelerinin öngördüğü amaca ve kamu yararına aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar temyiz incelemesi sonucunda Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 9.12.2004 günlü, E:2002/556, K:2004/1966 sayılı kararı ile onanmıştır.
Yine meslek lisesi mezunu olan bir davacı tarafından meslek lisesi mezunlarının alanları dışındaki fakültelere girişlerinde AOÖBP'nın 0.5 yerine 0.2 katsayı ile çarpımına ilişkin düzenlemeye bağlı olarak 2001 yılı öğrenci seçme sınavında 1. tercihi olan Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesine girmesi gerekirken 9. tercihi olan Atatürk Üniversitesi Fen Bilgisi öğretmenliğine girmesi sonucunu doğuran işleme karşı açılan davada, Danıştay Sekizinci Dairesinin 23.12.2002 günlü, E:2001/3391, K:2002/6267 sayılı kararıyla; gelişen ekonomik ve sosyal ihtiyaçları karşılamak ve uygulamadan kaynaklanan aksaklıkları gidermek amacıyla yeni bir sistem getirilmesinin Yükseköğretim Kurulu'nun Anayasadan ve 2547 sayılı Yasa'dan kaynaklanan görevi olduğu, getirilen sistemle öğrencilerin lisenin ilk yıllarından itibaren kendi bilgi, yetenek ve ilgileri gözönünde tutularak daha dikkatli bir alan seçimine yönlendirmenin gözetildiği, yönlendirildikleri alandaki ortaöğrenimlerine ağırlık verilerek daha derinliğine bilgi ve beceri kazanmanın teşvik edildiği, hukuk mantığının, matematiksel kavrayış ve düşünmeyle yakından ilgili olması ve Hukuk Fakültesi Dekanlarının da bu yolda görüş bildirmeleri nedeniyle hizmet gereğinin yerine getirilmesi için Hukuk Fakülteleri ile Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Programlarına sosyal ağırlıklı puan yerine Türkçe - Matematik ağırlık puana göre yerleştirme esasının getirildiği, davacının kendi alanı ile ilgili bir program seçmeyerek başka bir alanı seçmesi nedeniyle Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanının 0.5 yerine 0.2 katsayı ile çarpılması sonucu hesaplama yapılarak puanının bulunduğu, bu uygulama ile öğrencilerin, ilgi ve yeteneklerine göre uzmanlaşabilecekleri alanları seçmek ve bu alanlarda başarılı olmayı amaç edindiği, yapılan işlemde, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar da yine Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 9.12.2004 günlü, E:2003/869, K:2004/1969 sayılı kararı ile onanmıştır.
Görüldüğü gibi değinilen kararlarda Yükseköğretim Kurulunun yükseköğretime girişte farklı katsayı belirleme yetkisinin bulunduğu belirtilmiş, ayrıca farklı katsayı uygulamasında hukukun temel ilkelerine, Anayasa'ya ve ilgili yasalara aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Anlaşılacağı üzere, 1999 yılından itibaren uygulamaya konulan sınav sistemindeki farklı katsayı uygulaması kararına karşı açılan davalar; bu uygulama ile ortaöğretimde başarılı olan öğrencilerin ve eğitim kurumlarının gerçekleştirdikleri düzeyin ayrı bir değerlendirme kapsamına alınarak eşitsizliğin önlenmesi ve öğrencilerin kendi ilgi, bilgi ve yeteneklerine göre yeni bir eğitim yaşamına geçirilmesi yoluna gidildiği; böylece, öğrencilerin okul ve alan seçimi sonucu oluşturdukları birikimlerinin farklı katsayılar uygulanmak suretiyle adil bir değerlendirmeye tabi tutulmasının amaçlandığı gerekçesi ile Dairemizce reddedilmiş ve bu kararlar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından da onanmıştır.
Böylece, genel veya meslek liselerinden oluşan ve öğretim sürecinin ikinci kademesini oluşturan ortaöğretim kurumlarına başlama, devam etme ve yükseköğretim kurumlarından yararlanma hususunda yargı kararlarıyla da istikrar kazanmış bir sistem yerleştirilmiştir.
İdari işlemler, 2577 sayılı Yasa'nın 2. maddesi gereğince yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmaktadırlar. Bir işlemin yetkili bir organ tarafından mevzuatta öngörülen yönteme göre tesis edilmesinin, bu işlemin sebep, konu ve maksat unsurları yönünden de hukuka uygun olduğu sonucunu yaratmayacağı tartışmasızdır. Dolayısıyla Yükseköğretim Kurulu'nun katsayı belirlemede yetkili organ olduğunun saptanmasının, bu idari merci tarafından tesis edilen düzenleyici işlemin, idari işlemlerin yukarıda belirtilen diğer unsurları yönünden de hukuka uygun olduğu sonucunu yaratmayacağı açıktır.
Yükseköğretim Kurulu tarafından 1998 yılında alınan karara göre uygulama devam etmekte iken 29.6.2001 tarihli ve 4702 sayılı Yasa'nın 2. maddesi ile 2547 sayılı Yasa'nın 45. maddesine (d) , (e) ve (f) bentleri eklenmiş ve (e) bendi ile mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından mezun olan öğrencilerin istedikleri takdirde bitirdikleri programın devamı niteliğinde veya buna en yakın programın uygulandığı meslek yüksekokullarına sınavsız olarak yerleştirilebilmeleri, ayrıca sınavsız olarak meslek yüksekokullarına devam ederek mezun olan öğrencilerin yüzde onundan az olmamak üzere ayrılacak kontenjanlara göre alanlarındaki lisans programlarına dikey geçiş yapabilmeleri olanağı getirilmiş; (f) bendinde ise, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından herhangi birini bitirip de mesleki ve teknik eğitim bölgeleri kapsamı dışındaki bir yükseköğretim programına girmek isteyen öğrencilerin, üniversite giriş sınavlarına başvurabilecekleri belirtilmiştir.
Maddenin (e) bendiyle yapılan düzenlemeye ilişkin gerekçede, mesleki-teknik ortaöğretim programı mezunlarının mühendisliklere geçişleri ile ilgili yolun açıldığı ifadesine yer verilmiştir.
Öte yandan, anılan 4702 sayılı Yasa'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülmesi sırasında, (21. Dönem 3. Yasama Yılı 128. Birleşim 29 Haziran 2001 Cuma günü) bazı milletvekilleri tarafından anılan yasa tasarısının 2. maddesinin (f) bendinde yer alan "Üniversite giriş sınavlarına girebilirler" ibaresinden sonra gelmek üzere "...sınav sonucu yerleştirilmelerinde normal lise mezunlarıyla aynı kriterlere göre değerlendirilirler" ifadesinin eklenmesi yolunda verilen önerge TBMM Genel Kurulu'nca kabul edilmemiştir.
4702 sayılı Yasa'nın genel gerekçesinde; sekiz yıllık zorunlu ilköğretime geçilmesinden sonra, ortaöğretimin bir sistem bütünlüğü içinde mesleki ve teknik eğitim ağırlıklı olarak yeniden yapılandırılmasının öneminin arttığı, mesleki ve teknik orta öğretim kurumları ile meslek yüksekokulları arasında program bütünlüğü ve devamlılığının sağlanması, çağın gereklerine uygun olarak yatay ve dikey geçişleri yeniden düzenleyen esnek bir yapıda sistemin geliştirilmesinin önem arz ettiği, 15. ve 16. milli eğitim şuralarında alınan kararlar ile 7. ve 8. Beş Yıllık Kalkınma Planlarında yer alan ilke, hedef ve politikalar gereğince, ilköğretimden orta öğretime geçişin yeniden düzenlenmesi ile ortaöğretimin mesleki ve teknik eğitim ağırlıklı olarak yapılandırılması gerektiği belirtilmekte, 2. maddesinin gerekçesinde de; mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarının herhangi birini bitirenlerin mesleki ve teknik eğitim bölgeleri kapsamı dışındaki yükseköğretim programlarına gitmek istemeleri halinde üniversite giriş sınavlarına girebilmelerine olanak tanındığı ifade edilmektedir.
Yasa'nın gerekçesi ve 2. maddenin (f) bendi ile ilgili olarak verilen önergenin reddedildiği hususu birlikte dikkate alındığında; yasa koyucunun, 2547 sayılı Yasa'nın 45. maddesindeki düzenleme ile mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarından herhangi birini bitirip de mesleki ve teknik eğitim bölgeleri kapsamı dışındaki bir yükseköğretim programına girmek isteyen öğrencilere genel liselerle eşit katsayı uygulanmasını öngörmediği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 4702 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesiyle birlikte farklı katsayı uygulanmasının yasa değişikliği yapılmadan idari kararla kaldırılmasının hukuken olanaklı olmadığı dikkate alınarak, 2547 sayılı Yasa'nın 45. maddesinde değişiklik öngören bir yasa tasarısı hazırlanmış ve TBMM Genel Kurulu'nda 13.5.2004 gününde kabul edilen 5171 sayılı "Yükseköğretim Kanunu ve Yüksek Öğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" ile 2547 sayılı Yasa'nın 45. maddesinin (a) bendinde değişiklik yapılarak genel liseler ile mesleki ve teknik liseler arasındaki katsayı farkının kaldırılması, buna karşılık sayısal, sözel ve eşit ağırlık programları arasındaki katsayı farkının ise katsayı oranları da belirlenmek suretiyle devam ettirilmesi yönünde düzenleme yapılmış, ancak Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmayarak iade edilmesi üzerine bu değişiklik yasalaşamamıştır.
Görüldüğü üzere 1998 yılında alınan ve metnine yukarıda yer verilen Yükseköğretim Kurulu'nun Danıştayca hukuka uygun bulunan kararından sonra mevzuatımızda bu kararın aksine yapılmış bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla, 1998 yılı Yükseköğretim Kurulu kararı ile ilgili davalarda gerek Danıştay Sekizinci Dairesi gerekse İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından verilen kararlarda yapılan hukuki değerlendirmeler bugün için de geçerliliğini sürdürmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesine göre, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." Bu madde ile amaçlanan mutlak değil hukuksal eşitliktir. “Yasa önünde eşitlik” ilkesi yasalar karşısında herkesin eşit olmasını, ayırım yapılmamasını, kimseye ayrıcalık tanınmamasını gerektirir. Durumlarındaki farklılıklar kimi kişi ve toplulukların değişik kurallara bağlı tutulmasına neden olabilirse de farklılık ve özelliklere dayandığı için bu tür düzenlemeler eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında, herkesin, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, 5. maddesinde de kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak, devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Devletin bu yükümlülüğünü eşitlik ilkesini gözeterek hiçbir ayırım yapmadan herkes için geçerli olacak biçimde yerine getirmesi gerektiğinde duraksamaya yer yoktur.
Anayasa'nın 42. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devlet'in gözetim ve denetimi altında yapılacağı, bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim kurumları açılamayacağı belirtilerek, laiklik ilkesine uygun eğitim ve öğretim öngörülmüş, eğitim ve öğretim özgürlüğünün Anayasa'ya sadakat borcunu ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır. 42. maddenin amacı, kapsamlı ve nitelikli öğretim programlarıyla toplumu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmaktır.
Anayasa'nın 130. maddesinde ise üniversitelerin kuruluş amacının, çağdaş eğitim ve öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde ulusun ve ülkenin gereksinimine uygun insan yetiştirmek olduğu belirtilmiştir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 24. maddesinde 4306 sayılı Yasa'nın 5. maddesi ile yapılan değişiklikle 1997 yılında sekiz yıllık zorunlu ilköğretime geçilmesinden sonra, öğretimin, bir sistem bütünü içinde mesleki ve teknik eğitim ağırlıklı olarak yeniden yapılandırılmasının önemi daha da artmıştır. Yasa’da özel olarak düzenlenen imam-hatip liseleri ise 32. maddede; imamlık, hatiplik ve Kur’an kursu öğreticiliği gibi dinî hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığı’nca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe hem de meslekle ilgili yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumları olarak tanımlanmıştır.
Diğer yandan 1739 sayılı Yasa'nın 35. maddesinin 1. fıkrasında "Yükseköğretim amaç ve görevlerinin, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak, öğrencileri ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda yurdumuzun bilim politikasına ve toplumun yüksek seviyede ve çeşitli kademelerdeki insan gücü ihtiyaçlarına göre yetiştirmek" hükümleri yer almıştır.
Sekiz yıllık zorunlu ilköğretime geçilmesinden sonra 1739 sayılı Yasa'nın yukarıda açıklanan hükümleri çerçevesinde eğitim ve öğretim hakkının herkese fırsat ve imkan eşitliği dahilinde sunulabilmesi için ilgi, yetenek ve eğilimleri farklı olan öğrencilerin bu özelliklerine en uygun eğitim kurumlarına ve alanlara yönlendirilmesinin sağlanması zorunlu hale gelmiştir.
Nitekim yukarıda da değinildiği gibi 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun öngördüğü bu amacı gerçekleştirmek için Yükseköğretim Kurulu'nun 30.7.1998 tarihli ve 98.8.90 sayılı kararı ile; sözel, sayısal ve eşit ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının hesaplanmasında farklı katsayı uygulamasına geçilmiş, adayların ortaöğretimdeki alanları ile ilgili yükseköğretim programlarına yerleştirilirken daha yüksek, alanları dışında yükseköğretim programlarına yerleştirme yapılırken ise daha düşük katsayı uygulanması, ayrıca yine 2547 sayılı Yasanın 45. maddesi hükmü uyarınca bir mesleğe yönelik programı uygulayan liseleri bitirenlere, aynı alandaki yükseköğretimi seçmeleri halinde ek puan verilmesi öngörülmüş olup, yukarıda açıklandığı üzere bu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamıştır. Dolayısıyla farklı katsayı uygulamasını kaldıracak idari düzenlemelerin kesinleşmiş yargı kararlarına aykırılık oluşturacağı açıktır. Oysa, Anayasa'nın 138. maddesi gereğince idare yargı kararlarına uymak zorunda olduğu gibi idarenin bu kararların sonuçlarını değiştirmesine de olanak bulunmamaktadır.
Davalı idare tarafından da belirtildiği gibi esas olan öğrencilerin mesleki ve teknik öğretime yönlendirilmesidir. Mesleki ve teknik eğitimin amacı dikkate alındığında belirlenecek katsayının da bu amaca yönelik bir unsur olduğu anlaşılmakla, mesleki-teknik eğitim görenlere kendi alanlarına yönelik tercihlerinde daha fazla katsayı uygulanması eşitliğe aykırı olmadığı gibi genel liselere de yükseköğretime girişte, farklı bir katsayı uygulanması da eşitsizliğe neden olmayacaktır. Aksi bir yorum, mesleki-teknik öğretimi işlevsiz kılacak, genel liselerin aleyhine bir durumun gerçekleşmesine de neden olacaktır.
Öte yandan, mesleki-teknik liseler ile ilgili düzenleme yapılırken Anayasa ve 1739 sayılı Yasa'nın yanısıra devrim yasalarından olan Tevhidi-i Tedrisat Kanunu hükümlerinin de gözönünde bulundurulması zorunludur. Mesleki-teknik liseler sadece teknik öğretim veren liseler olmayıp, imam hatip liseleri de bir meslek lisesidir. Tevhid-i Tedrisat Kanununa göre imam hatip liseleri imamlık, hatiplik gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere kurulmuş liselerdir.
Dolayısıyla mesleki-teknik öğretimden üniversiteye geçişi düzenlemek amacıyla getirilen sistemde, imam hatip liselerinin bu fonksiyonlarının da gözönünde tutulması yasal bir zorunluluktur.
Anayasa'nın 174. maddesine göre devrim yasalarının hiçbir hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilemeyecek ve yorumlanamayacaktır. Dolayısıyla bu konuya ilişkin düzenlemede Tevhid-i Tedrisat Kanunu hükmünün ihmal edilmesi Anayasa'ya açık bir aykırılık teşkil edecektir.
Davalı idarece; mesleki-teknik öğretim programının müfredatı itibariyle bu lise mezunlarının zaten üniversite sınavlarında başarılı olamayacağını belirtmekte ise de, idarenin meslek liselerinin eğitim müfredatını değiştirmeden kendi ifadesiyle zaten gerçekleşmesi olanaksız bir amaç için düzenleme yapmasının hukuken kabul edilebilir bir yönü bulunmamaktadır.
Mesleki-teknik liseden mezun olan kişilerin üniversiteye girebilmelerinin de Yasanın bir gereği olduğu tartışmasızdır. Değinilen lise mezunlarına genel lise mezunlarıyla girdikleri sınavda farklı katsayı uygulanması yukarıda yapılan açıklamalar karşısında hukuka uygun ise de; bu farklılığın ölçülü (idari işlemden beklenen amaç ile kullanılan araç arasında adil bir denge) olması gerektiğinde de kuşku bulunmamaktadır. İdare bu konuda yapacağı düzenlemede ölçülülük ilkesini dikkate almalıdır. Ölçülülük ilkesi dikkate alınarak belirlenecek olan katsayı, temel ilkeleri yukarıda açıklanan eğitim sisteminin örgütleniş biçimindeki bütünlüğü bozmamalı, alan/bölüm, mesleki eğitim, genel lise eğitimi gibi ayrımları ve yargı kararlarını geçersiz kılacak nitelikte olmamalıdır.
Öte yandan, yine davalı idarece, mesleki ve teknik liselerden mezun olan öğrencilerin yükseköğretime yerleştirilememe kaygılarının azaltılması ve mesleki ve teknik liseleri tercih edilebilir hale getirme amacıyla bu kararın alındığı ileri sürülmekte ise de, kendi alanında bir yükseköğretime yönelen mesleki ve teknik lise mezunlarına önceki uygulama ile ek puan verildiğinden, katsayı uygulaması bakımından giderilmesi gereken bir hukuka aykırılıktan söz etme olanağı bulunmamaktadır. Meslek liselerinin kuruluş amacı ve milli eğitim sisteminin örgütleniş ve işleyiş şekli dikkate alındığında bu okullarda verilen eğitimin öncelikli hedefi, ilgilileri bir meslek sahibi yapmaya yönelik olup, devam etmek istedikleri yükseköğretim kurumlarının da yöneldikleri eğitime uygun olması gerekmektedir. Bu nedenle mesleki eğitimin özendirilmesi ile katsayı uygulamasının kaldırılması arasında mutlak anlamda bir sebep-sonuç ilişkisinin varlığından söz edilmesi mümkün değildir. Mesleki ve teknik eğitimin özendirilmesinin, eğitim kalitesinin arttırılmasına, ülkenin istihdam politikasına, ekonomik, sosyal ve kültürel beklentilerine göre bu okullardaki eğitimin yeniden yapılandırılması gibi başka kriterlerle sağlanabileceği açıktır.
Kaldı ki, kendi alanında bir yükseköğretime yönelen mesleki ve teknik lise mezunlarına öğretimlerine devam etmelerini kolaylaştıran ek puan uygulamasından başka uygulamalar da mevcuttur. 2547 sayılı Yasanın 45. maddesiyle meslek yüksek okullarına sınavsız geçiş hakkı verilmesi de bu amaca yöneliktir.
Konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı çerçevesinde değerlendirilmesine gelince;
Biri teknik lise diğeri imam hatip lisesi öğrencisi olan T. Akat ve S. Kaynar tarafından, Yükseköğretim Kurulu'nun 30.7.1998 tarihli katsayı kararının eğitim hakkını ihlal ettiği ve ayrımcılığa yol açtığı ileri sürülerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurularda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesinde "T. Akat S. Kaynar Türkiye Davası" olarak görülen (Başvuru no:34740/04, 2399/06) davada AİHM'nin vermiş olduğu 12 Mayıs 2009 tarihli kısmi kabuledilebirlik kararında; meslek lisesi mezunlarının yükseköğretime giriş sınavında meslekleri ile ilgili olan programlar dışında farklı bir alanda tercihte bulunmaları halinde farklı katsayı uygulamasının eğitim haklarını ihlal etmediğine, ayrımcılığa yol açmadığına ve bu anlamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bir uygulama olmadığına karar verilmiş ve meslek lisesi mezunu olan başvurucuların bu yöndeki başvuruları kabul edilemez bulunmuştur.
Bu itibarla; Danıştay kararları, AİHM'nin anılan kararı ve belirtilen Anayasal ve yasal durum karşısında, farklı okul ve alana yönlendirilen bireylere üniversiteye giriş sınavında farklı katsayı uygulanmasının ulusal hukuka ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olmadığı açıktır.
Öte yandan, davalı idarece Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında yer alan ilkelerin dava konusu kararla hayata geçirildiği savunulmaktadır. Kalkınma planlarında tespit edilen hedeflerin, ilgili alanı düzenleyen mevzuatı oluşturan ilkelerle çelişmemesi gerekir. Bu bakımdan dava konusu kararın da eğitim sisteminin öngördüğü diğer ilkelerle çelişmemesi, sistemin uyumunu ve bütünlüğünü bozmaması, eğitim-öğretim hakkından yararlanma koşullarını ihlal etmemesi gerekir. Yani, milli eğitim alanındaki bir ilkenin hayata geçirilmesi için yapılan düzenleme, milli eğitimin temel ilkelerinin etkisiz kalmasına sebep olmamalıdır.
Bu açıklamalar karşısında, milli eğitim sisteminin yönlendirmeye ilişkin kuralları ile 2547 sayılı Yasanın 45. maddesinde yer alan kurallar yürürlükte ve uygulanıyor iken bu kuralların uygulanmasını bertaraf edecek şekilde alınan dava konusu kararın, eğitim sisteminin örgütleniş biçimindeki bütünlüğü bozacak nitelik taşıdığı ve uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi amacının dışına çıkıldığı görülmektedir.
Dava konusu edilen kararın 3. maddesiyle, öğrencilerin öğrenim gördükleri okul ve alanlara göre bir ayrıma gidilmeyerek sınav puanının belirlenmesinde herkese eşit bir katsayı uygulaması öngürülmüş olmakla, farklı hukuki statüdeki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilmesi sonucu Anayasal eşitlik kuralı ile çelişkili bir durum yaratılmıştır. Bu uygulama hukuksal statüsü farklı olanları eşit koşullara tabi kılarak hak kaybı ve ihlaline sebep olacaktır.
Bu değerlendirmenin genel liseler içindeki farklı alanla (sayısal, sözel, eşit ağırlık v.b.) ilgili katsayı eşitlemesini de kapsadığı tartışmasızdır.
Düzenlemenin 4. maddesinde, mesleki-teknik öğretim programlarını bitirenlerin kendi alanlarıyla ilgili tercihte bulunmaları halinde verileceği öngörülen ek katsayı uygulamasında hukuka aykırılık bulunmamakta ise de, bu ek katsayının 3. maddede düzenlenen katsayı oranıyla toplanarak uygulanacak olması ve 3. maddedeki düzenlemenin de hukuka aykırı bulunmuş olması karşısında, 4. maddede de bu nedenle hukuka uygunluk görülmemiştir.
Öte yandan, dava konusu kararın 4. maddesindeki düzenleme 2547 sayılı Yasanın 45. maddesinde yer alan kuraldan kaynaklanmakta olup, uygulama bu doğrultuda devam ettirilmekte ve bu nedenle mesleki-teknik öğretim okullarını bitirenlerin kendi alanlarıyla ilgili bir yükseköğretim programını tercihte bulunmaları halinde ek katsayı uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmamakta ise de, davacının Anadolu Öğretmen Lisesinde okuyor olması nedeniyle dava konusu işlem ile bu katsayının düşürülmesine ilişkin dava dilekçesindeki iddiası dikkate alınarak bu iddia doğrultusunda değerlendirme yapılması da gerekli görülmüştür.
Bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim mezunlarının aynı alanda bir yükseköğretim programına yerleştirilmesinde daha önce 0,24 olarak belirlenmiş olan katsayının 0,08 olarak değiştirmesine ilişkin Yükseköğretim Genel Kurulunun 22.06.2005 gün ve 7 sayılı kararına karşı açılan davalarda; bu işlemin iptali yolunda Dairemizce verilen kararlar İdari Dava Daireleri Kurulunca onanmıştır. (Örnek: Dairemizin 21.06.2006 gün ve E:2005/4800, K:2006/2603 sayılı kararı, İdari Dava Daireleri Kurulunun 27.03.2008 gün ve E:2006/2734, K:2008/614 sayılı kararı) Böylece, bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim mezunlarının aynı alanda bir yükseköğretim programına yerleştirilmesinde puanlarının daha yüksek katsayı ile çarpılması esasının kaldırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı yargı kararları ile belirlenmiştir.
Davalı idarenin bu davanın konusu kararı ile mesleki eğitimi özendirmeyi amaçladığını ileri sürmesine karşın, mesleki eğitim görenlerin kendi alanlarıyla ilgili bir yükseköğretimi tercih etmeleri halinde uygulanacak ek katsayının daha önce daha yüksek belirlenmiş iken dava konusu karar ile bu ek katsayının 0,06'ya düşürülmesinin hukuken kabul edilebilir bir gerekçeye de dayanmadığı açıktır.
Bu durumda, dava konusu kararın 3. ve 4. maddeleri, dayanağı yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi eğitim sisteminin, hukuka uygun oldukları istikrar kazanmış yargı kararları ile de ortaya konulmuş olan amaç ve ilkelerine, hukuka ve hakkaniyete uygun değildir.
Dava konusu kararın uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar oluşacağı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 27/2 maddesindeki koşullar oluşmuş olduğundan, dava konusu kararın 3. ve 4. maddelerine yönelik olarak yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne, 12.01.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.