Görme Engelliler

 1868’den 1922’ye Şura-yı Devlet Reisleri 

A . Genel açıklama 
Şura-yı Devlet Osmanlı Devletinde modernleş(tir)me çalışmalarının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Aslında reform/modernleşme çalışmaları kendisiyle başlamış değildir. Daha önce girişilmiş bir işin belli bir sürecinde devreye sokulan bir araçtır. Osmanlı reformunun veya başka bir adlandırmayla modernleştirmesinin başlangıcı ordunun yeniden örgütlenmesi çalışmalarına kadar geri götürülebilir. Bilindiği gibi bu da III. Selim ile başlar; 1826’da II. Mahmud’un Yeniçeri ordusunu lağvetmesiyle ivme kazanır ve 1839’da Abdülmecid’in Tanzimat’ı ilan etmesiyle devam eder. Daha sonra 1856 tarihli Islahat Fermanı da bu yolda yeni bir adım olmuştur. İşte bu reform sürecinin ikinci evresi denebilecek Tanzimat ile birlikte idari teşkilatın da yeniden düzenlenmesi gündeme gelmiş ve "şura" isimli birçok merkezi kurum teşkil edilmiştir. Şura-yı Devlet bu çerçevede Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye’nin 1868’de ikiye bölünmesiyle ortaya çıkmıştır.

Böylece önce orduda, sonra maliye ve nihayet idari ve adli teşkilatta merkezileşmeye doğru bir gidiş oluşturulmuştur[1]. Şura-yı Devletin kuruluşunu da bu bağlamda değerlendirmek doğru olur.

Şura-yı Devlet kurulduğundan itibaren onun başkanı (özgün deyişiyle "reis"i) kabinenin bir üyesi olmuştur. Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye[2] ve daha sonra kurulan Divan-ı Muhasebat’ın en üst yöneticilerine de reis denmişti. Demek ki Meclis-i Vala’daki uygulama bölünme sonrası Şura-yı Devlete aktarılmıştı. DAAya bak. Kabine üyelerine "nazır", görevli olduğu makama da "nezaret" tesmiye edildiği halde Şura-yı Devlet başkanı nazır değil, reis olarak adlandırılmıştır. Bunun sebebi acaba nedir? Fransa’da Devlet Şurası başkanı nasıl isimlendirilmişti? Orada da kabine üyesi mi idi? Acaba o gelenek mi ülkemize aktarılmıştı?

Taşrada teşkilatı olmadığı için mi böyle adlandırılmıştır? Böyle olsa Divan-ı Ahkam-ı Adliye başkanına da nazır denmemesi gerekirdi, cay-i sualdir.

Bildirimizde, kuruluşundan Ankara Hükümetince 1922’de ilga edilişine kadar görev yapan Şura-yı Devlet reislerinin kısa özgeçmişleriyle birlikte rütbeleri, bürokratik kökenleri, görev süreleri, eğitim durumları, toplumsal kökenleri ve entelektüel boyutları üzerinde duracağız. Görev yapan reislerin kimilerinin hayatları hakkında çok az bilgi varken, kimileri hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Ayrıca görev süreleri konusunda bazı sorunlar vardır. Osmanlı Devletinde kabinenin bir üyesi olarak son derece etkili bir konumu olan Şura-yı Devlet reisinin bugüne kadar, önemiyle orantılı bir biçimde ele alınmadığı bir gerçektir. Bildirimiz bu boşluğu gidermek için bir ilk deneme sayılmalıdır. Çıkardığım sonuçları sizinle paylaşmak istiyorum.

Bildirinin kaynakları bilinen biyografi kitapları ile çeşitli hatıratlar ve Başbakanlık Osmanlı Arşivinde muhafaza edilen Sicil-i Ahval Defterleridir.

A. Rütbeleri

1868’den 1922’ye kadar 36 farklı devlet adamı Şura-yı Devletin reisliğini yapmıştır. bunların 23’ü paşa, 12’i bey ve biri efendidir. Yirmi sekizinci başkan Necmeddin Molla Bey’e gelene kadar (29 Ağustos 1909) atanan bütün reisler paşa unvanlıdırlar[3]. Bu tarihten sonra ise 11 bey ve bir efendi Şura-yı Devlet reisliği yapmıştır. Ancak arada 6 paşa daha bu göreve tayin edilmişlerdir. Unvanlardaki bu farklılık 1909’da İkinci Meşrutiyetin kurulmasından sonra padişahın gücünün sınırlandırılması ve devlet yönetiminde İttihat ve Terakki Fırkasının etkin bir rol oynamasıyla bağlantılandırılabilir. Paşaların eski rejime bağlılığı temsil ettikleri düşünüldüğü için İttihat ve Terakkice tercih edilmemiş olabilirler, onların yerine gençlerden ve kendi görüşlerine yakın kimselerden reis seçmek tercihe şayan bulunmuş olabilir.

Reisler hangi yaşlarda bu göreve atanmışlardır?

Paşalar şunlar Midhat Paşa, Yusuf Kamil Paşa, Namık Paşa, Mahmud Nedim Paşa, Server Paşa, İbrahim Edhem Paşa, Kadri Bey (Paşa), Safvet Paşa, Asım Paşa, Ali Paşa, Ahmed Arif Paşa, Akif Paşa, Said Paşa, Hasan Fehmi Paşa, Turhan Hüsni Paşa, Tevfik Paşa (sadaret müsteşarı), Zihni Paşa, Raif Paşa 1909’a kadar Şura-yı Devlet başkanlığı yapan paşalardır. Bundan sonra Said Halim Paşa, Kamil Paşa, Said Paşa, Reşid Akif Paşa, Şerif Paşa, Rauf Paşa başkanlık yapmıştır. Birinci gurupta 18, ikincisinde 6 paşa vardır.

Beyler ise Necmeddin Molla Bey (Kocataş), Ürgüplü Hayri Bey, Memduh Bey, Halil Bey (Menteşe), Pirizade İbrahim Hayrullah Bey, Rıza Tevfik Bey (Bölükbaşı), Abdurrahman Şeref Bey, Cemil Molla Bey (Uryanizade), İbrahim Edhem Bey (Dirvana), Mustafa Arif Bey (Deymer) ve Mehmed Tevfik Bey (Biren) idi.

Tek efendi ise devrin nazik şartlarında Kürd hareketi içinde etkin bir mevkide bulunan ve bu sebeple gönlünü almaya dönük bir jestle yumuşatılmak istenen Abdülkadir Efendi idi. Abdülkadir Efendi daha sonra Şeyh Said İsyanına iştirak ettiği gerekçesiyle idam edilecekti. 4 Mart 1919-19 Mayıs 1919. Bu noktada ilk Şura-yı Devlet başkanı Midhat Paşa’nın da Taif’e sürgün edildiğini ve orada iddialara göre padişahın emriyle boğdurulduğunu da ekleyelim.

Vezirler Midhat Paşa, Yusuf Kamil Paşa, Mahmud Nedim Paşa, İbrahim Edhem Paşa, Akif Mehmed Paşa, Hasan Fehmi Paşa, Mehmed Tevfik (sadaret müsteşarı), Rauf Paşa, Asım Mehmed Paşa ... idi.

B. Bürokratik Kökenleri

Şura-yı Devlet reisliği nazırlık mertebesinde olduğu için buraya tayin edilen kimselerin mutlaka Şura-yı Devlet içinden yetişmesi aranmamıştır. Siyasi bir görev olarak düşünülen bu makam için çeşitli bürokratik kökenlerden gelen kişiler tayin edilmişlerdir.

Beş Şura-yı Devlet başkanı eski sadrazamdır. Gerçekten, Yusuf Kamil Paşa 5 Ocak 1863-1 Haziran 1863 tarihleri arasında sadrazamlık yaptıktan sonra ilki 4 Ağustos 1872’de olmak üzere 3 kez bu makama gelmiştir. Mahmud Nedim Paşa ve Ahmed Arifi Paşa da ilk sadrazamlığının hemen ardından Şura-yı Devlet başkanlığı yapmıştır. Sadrazamlık yaptıktan sonra Şura-yı Devlet başkanlığına gelen başka bir isim Mehmed Kamil Paşa’dır. Paşa 25 Aralık 1885-4 Aralık 1891 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış daha sonra sonuncusu 29 Ekim 1912-23 Ocak 1913’te olmak üzere dört kez daha sadrazamlık yaptıktan sonra 23 Temmuz 1912-31 Ekim 1912 tarihleri arasında Şura-yı Devlet başkanlığına getirilmiştir. Otuz dördüncü Şura-yı Devlet başkanı da eski sadrazamlardan Said Paşa idi. 31 Ocak 1913-12 Haziran 1913 tarihleri arasında 4 ay 13 gün başkanlık yapan Said Paşa 9 kez sadrazamlık yaptıktan sonra bu makama getirilmişti. Sadrazamlıktan sonra Şura-yı Devlet reisliğinin kabulü bu makamın saygınlığını gösterir. Eski sadrazamların Şura-yı Devlet reisliği yapması Şura-yı Devlet’in nüfuzunu artırmış olmalıdır.

Yeri gelmişken belirtelim ki Şura-yı Devlet başkanlığından sadrazamlığa gidenler de mevcuttur. Midhat Paşa, İbrahim Edhem Paşa, Mehmed Esad Safvet Paşa, Mehmed Kadri Paşa, Said Halim Paşa böyledir.

İlk başkan valilikten bu makama getirilmişti. Ayrılınca yine valiliğe tayin edildi ve daha sonra iki kez sadrazam oldu. 9 kişi sadrazamlık yapmıştır. Bunlardan Mehmed Said Paşa 9, Mehmed Kamil Paşa 4, Mahmud Nedim Paşa ve Midhat Paşa ikişer kere sadrazamlık yapmıştır. Geri kalan beş kişi sadece bir defa bu makama getirilmişti.

Şura-yı Devlet üyeleri arasında gayrimüslim unsurlardan birçok kişi bulunmasına rağmen Şura-yı Devlet başkanlığına gelen hiçbir bir gayrimüslimin bulunmadığı görülmektedir. Oysa hariciye nezaretine ve maliye nezaretine gayrimüslimlerden nazır tayin edildiği vakidir. Müslümanlar arasında köken itibarıyla gayritürk unsurlardan gelenlerin olması tabii idi. Nitekim Mahmud Nedim Paşa ve muhtemelen Batumlu Hasan Fehmi Paşa Gürcü, Akif Mehmed Paşa ve yine muhtemelen Turhan Paşa Arnavud, Said Paşa ve Abdülkadir Efendi ise Kürd idiler. Mehmed Şerif Paşa (Çavdaroğlu) sarayın damadı idi; Abdülaziz’in kızı Emine Sultanla evlenmişti.

Başkanların bürokratik kökenlerine bakıldığında II. Meşrutiyete kadar çoğunun (19 kişi) Babıali kalemlerinde, Divan-ı Hümayun kalemi, tercüme kaleminde, sadaret mektubi kalemi, harbiye nezareti kalemi, Hassa ordu-yu hümayunu tahrirat kalemi, rüsumat emaneti tahrirat kalemi, Mahkeme-i Temyiz hukuk dairesi zabıt kitabeti, amedi kalemi, Dahiliye mektubi kalemi hulefalığı, şeyhülislamlık dairesi kalemi, gibi muhtelif kalemlerde bürokratik kariyerlerine adım attıkları görülür. II. Meşrutiyetten sonra adliyeden gelenler içinde devlet görevine mahkemelerde başlayanlar da görülür. Ayrıca miralaylık, nüfus mukayyıtlığı, müderrislik, çiftçi (sonradan mebus), karantina dairesi, öğretmenlik, Beyoğlu Bidayet Mahkemesi İkinci Hukuk Dairesinde işe başlayanlar mevcuttur.

Şura-yı Devlet başkanlığına atanmadan önce yürütülen göreve bakılınca çoğunlukla üç kişi Adliye Nezaretinden, iki kişi Maarif nezaretinden, iki kişi evkaf nezaretinden, bir kişi Nafia nezaretinden, hariciye nazırlığından, Dahiliye Nezaretinden, Maliye nezaretinden, Dahiliye, Orman ve Meadin Nezareti vekaletinden, Posta ve Telefon nezareti ve Dahiliye ve Şura-yı Devlet vekilliğinden gelmiştir. Bunların haricinde Mısır fevkalade komiserliğinden, başvekaletten, Ayan Meclisi başkanlığından, Ayan Meclisi üyeliğinden (iki kişi), mahkeme-i temyiz başsavcılığından, Mebusan Meclisi reisliğinden Şura-yı Devlet reisliğine atama gerçekleşmiştir. Dört reis de valilikten gelmiştir. Meclis-i Aliyeden, İstanbul Konferansı murahhaslığı, şehreminliğinden bu makama tayinler yapılmıştır.

Bu arada üç kez Adliye nazırlığı ile Şura-yı Devlet reisliği aynı şahıs asaleten tarafından yürütülmüştür.

Namık Paşa, Ali Paşa askerlikten gelir. Fransa’da eğitim gören İbrahim Edhem Paşa mühendisti ve orduda göreve başlamıştı.

C. Görev Süreleri

1922’de İstanbul’daki bütün hükümet dairelerinin TBMM hükümetinin eline geçmesine kadar Şura-yı Devlet faaliyetini sürdürmüş, bu tarihte ilga edilmiştir. Kuruluşu 1868 olduğuna göre Şura-yı Devlet yarım asırdan daha uzun bir süre (54 sene kadar[4]) çalışmalarını sürdürmüş olmaktadır. İlk başkanı Midhat Paşa, son başkanı ise Mehmed Tevfik (Biren) Bey’dir. Bu uzun süre içinde Şura-yı Devlete bazıları birkaç kez olmak üzere 48 defa başkan atanmıştır. Neredeyse her seneye bir başkan tekabül etmektedir. Biraz sonra daha ayrıntılı olarak açıklayacağımız üzere bu başkanların kimisi sadece birkaç gün başkanlık koltuğunda oturabilmişlerdir. Bazıları birkaç ay başkanlık yapmışlardır. Örneğin Cemil Molla Bey 11 Mart 1920’den 5 Nisan 1920’ye kadar başkanlık yapmıştı. Ondan sonra bu makam 15 Haziran’a kadar vekâletle idare olunmuştur. Bu durumun Şura-yı Devletin verimli çalışmasını etkilemediği düşünülemez. Şunu da belirtelim ki, bu arada muhtelif dönemlere dağılı olarak 6 seneye yakın bir vekaletle idare uygulaması da vardır. Bu süre, Şura-yı Devletin ayakta kalmış olduğu 54 yıllık süreden çıkarılınca geriye 48 yıl kalmaktadır ki, bu sürede 48 başkanın gelip geçtiği hatırlanırsa, bu da her başkana ortalama bir yıl düştüğünü gösterir.

Midhat Paşa, Yusuf Kamil Paşa, Namık Paşa, Server Paşa, Ahmed Arifî Paşa, Akif Paşa, Said Paşa, Hasan Fehmi Paşa, Said Halim Paşa, Halil Bey (Menteşe), Rıza Tevfik Bey (Feylezof, Bölükbaşı) birden fazla başkanlık yapmışlardır. Yusuf Kamil Paşa ve Ahmed Arifî Paşa üçer kez, diğerleri iki kez bu göreve atanmışlardır.

Başkanların içinde bir kerede en uzun başkanlık, 7 Kasım 1895-29 Ekim 1907 tarihleri arasında sekiz seneye yakın görevde bulunan yirmibirinci Şura-yı Devlet başkanı Said Paşa’dır. Said Paşa, bundan önce de 10 yıl kadar Hariciye Nezareti koltuğunda oturmuştu. Uyumlu bir insan olduğu anlaşılan Said Paşa’nın bu uzun görev yıllarının, II. Abdülhamid’in saltanatı zamanına denk düştüğünü de belirtelim.

İkinci en uzun başkanlık görevi, yirminci başkan olan Ahmed Arifî Paşa’ın 25 Eylül 1885-4 Eylül 1891 tarihleri arasına düşen üçüncü ve sonuncu başkanlığıdır. Bundan sonra uzun bir dönem, 4 Eylül 1891’den 7 Kasım 1895’e kadar Şura-yı Devlet vekaletle idare olunmuştur. Sanki bu uzun vekalet dönemini telafi etmek ister gibi, bunun ardından, yukarıda bahsettiğimiz, Said Paşa’nın sekiz yıl kadar süren başkanlığı gelmiştir.

En az süre başkanlık yapan ise yirmi altıncı başkan Zihni Paşa’dır. Paşa ancak 1 gün başkanlık yapabilmiştir. 14 Nisan 1909’da göreve atanmış, bir gün sonra 15 Nisanda azledilmiştir. İkinci en az başkanlık Ahmed Arifî Paşa’nın ikinci başkanlığına rastlar ve 30 Kasım 1882-2 Aralık 1882 tarihleri arasında iki günlük bir süredir. Üçüncü en az başkanlık koltuğunda oturan ise üç gün süre ile otuz üçüncü başkan Said Halim Paşadır. Paşanın ikinci kez Şura-yı Devlet başkanlığını yürüttüğü tarih 21-26 Ağustos 1875 günleridir.

On başkanın başkanlığı sadece birkaç gün sürmüştür. 28 başkan birkaç ay görev yapabilmiş ve sadece 10 başkan bir yıl veya daha fazla Şura-yı Devlet başkanlığını yürütme şansı bulmuşlardır.

D. Eğitim Durumları

Çoğunluk ise medrese tahsili görmüş, bir kısmı medrese tahsili ile birlikte özel hocalardan dersler almışlardı. bir kısmı da yeni açılan rüşdiye, idadi, galatasaray lisesi, mülkiyenin lise kısmından sonra devrin iki gözde okulu mülkiye ve hukuk mektebini bitirerek babıali kalemlerinden birinde en çok da tercüme odasına memurluğa girerek bürokrasinin çeşitli kademelerinde görev yaparak Şura-yı Devlet başkanlığına gelmişlerdi.

Midhat Paşa medreselerde çeşitli kimselerden dersler almıştı. Yusuf Kamil Paşa da babasını genç yaşta yitirmiş, tahsiliyle amcası meşhur vezirlerden Gümrükçü Osman Paşa meşgul olmuştu. Özel hocadan ders almış ve Türkçeden başka Arapça, Farsça, Fransızcayı iyi bilirdi. Mahmud Nedim Paşa için "o devrin usulünce tahsil-i ilm ettiği" bildirilmiştir[5]. Kadri Bey (daha sonra paşa) temel eğitimini, islami ilimleri, edebiyatı, Arapçayı Farsçayı memleketi Antepte, Fransızca ve İngilizceyi İstanbul’da öğrendi. Safvet Paşa medrese eğitimi gördü. Fransızca bilirdi. Ali Paşa Sıbyan mektebinden sonra Mekteb-i Maarif-i Adliyede Arapça ve Farsça öğrendi ve Paris’e giderek fenn-i servet (iktisat) okudu. Ahmed Arifi Paşa özel hocalardan Arapça ve Farsça, Fransızca, coğrafya, tarih, ekonomi politik, devletler hukuku, tabakatülarz bilgisi okudu. Hasan Fehmi Paşa islami ilimler yanında Arapça ve Farsça ve Fransızca öğrendi. Turhan Paşa Yanya medreselerinde Arapça ve Farsça ve aynı yerde Zosime adlı Rum mektebinde tahsilden sonra Atina Hukuk Mektebine devam etti. Ayrıca özel hocalardan milletler arası hukuk ve Roma Hukuku, Vestfalya Anlaşmasından itibaren 1815 yılına kadar akdolunan anlaşmalar tarihini ve uluslar arası iktisat okudu. Türkçe ve Fransızcayı bu dillerde yazacak kadar bilir; Arnavutça, Rumca, İtalyanca ve bir miktar İspanyolca’ya da aşina idi. zihni Paşa mekteb-i maarif-i Adliyi bitirmişti. Raif Paşa mekteb-i İrfanı bitirdi. Necmeddin Molla hukuk Mektebini; Ürgüplü Hayri Bey özel hocalardan arahça ve Farsça, medresede okudu ve daha sonra Hukuk Mektebini bitirdi. Memduh Bey Arapça ve Farsça öğrendi. Hukuk Mektebini bitirdi. Said Halim Paşa özel tahsil gördükten sonra İsviçre’de siyasal bilimler dalında öğrenim yaptı. Mehmed Kamil Paşa (Kıbrıslı, Sadr-ı esbak) Kıbrıs’ta Arapça, Farsça, Fransızca ve Rumca öğrendi. 1845’te Mısır’a gidip Elsine Medresesine girdi. Bu medrese sonradan harbiye mektebine çevrildiğinden askerlikle ilgili bilgiler de tahsil etti. Küçük Mehmed Said Paşa (Sadr-ı esbak) Erzurum ve İstanbul’da medrese öğrenimi gördü. Özel hocalardan müspet ilimleri ve Fransızca öğrendi. Halil Bey (Menteşe) orta öğrenimini İzmir idadisinde gördükten sonra Istanbul’da Hukuk Mektebine girdi, fakat daha ikinci sınıftayken siyasi sebeplerle Fransa’ya kaçarak Paris’te Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Pirizade İbrahim Hayrullah rüşdiye mektebinde ve hususi olarak Arapça, Farsça, fenn-i hesab ve coğrafya okumuş ve sonra Mekteb-i Hukuk’u bitirdi. Reşid Akif Paşa bir süre Mekteb-i Sultanide (Galatasaray) okudu. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. Mehmed Şerif Paşa (Çavdaroğlu) Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesini ve Mülkiye mektebini bitirdi. Rıza Tevfik Bölükbaşı (Feylesof) Mülkiyeyi terk ederek Tıbbıye’yi bitirdi. Rauf Paşa Özel hocadan sarf ve nahv, mantık ve biraz Farsça okudu. 1275 (1858-59)’da Paris’e gidip Bay Fraze’ın yatılı okulunda Fransızca ve bazı ilimler okudu. Abdurrahman Şeref Bey ilk eğitimini mahalle imamından aldıktan sonra Eyüp Rüşdiyesini bitirip Galatasaray Lisesi edebiyat ve fünun bölümünü bitirdi. Cemil Molla (Uryanizade) medrese öğrenimi gördü. İbrahim Edhem (Dirvana) Gülhane askeri rüşdiyesi ve Mülkiye mektebini bitirdi. Paris’te Sorbon’da siyasi ilimler tahsil etti. Mustafa Arif (Deymer) Selanik mekâtib-i ibtidaiyesinde mebâdi-i ulumu ve mekteb-i rüşdiyesiyle mekteb-i mülki-i idadisinde ve muahharan Mekteb-i Hukuk’u bitirdi. Mehmed Tevfik (Biren) lise öğrenimini Mülkiyenin idadi kısmında tamamladı. Mülkiye Mektebini bitirdi.

Bu bilgileri tahlil ettiğimizde geleneksel ve özel eğitim alan 10 Şura-yı Devlet başkanının olduğu görülür. Bu kavramlardan kastedilen medrese eğitimi ve özel hocalardan ders almaktır. Yalnız buradaki geleneksel eğitim sözü, bu kişilerin hiç modern bilimlerle tanışık olmadığı anlamına gelmez. Gerçekten, bunların birçoğu medresede öğretilen klasik diller olan Arapça ve Farsça yanında özellikle Fransızcayı da öğrenmişlerdir. Ayrıca iktisat gibi, tabakatülarz bilgisi gibi yeni bilim dallarıyla da ilgilenmişlerdir. Bir-iki başkanın da deyiş yerindeyse karma bir eğitim gördüğü söylenebilir. Bu öbektekiler geleneksel eğitimi aldıktan sonra modern eğitim kurumlarına da devam edip şahadetname almışlardı. Örnek olarak Turhan Paşa ile Ürgüplü Hayri Bey böyleydi.

Başkanların ikisi Mekteb-i Maarif-i Adliyi, biri Mekteb-i İrfanı, ikisi de Mekteb-i Sultani yani Galatasaray Lisesini bitirmişlerdi. Bu yeni usulde mekteplerden mezun olanların da erken yaşlarda geleneksel eğitimden geçtiği ve Arapça, Farsça ve islami ilimleri okudukları ileri sürülebilir.

Eğitimi hakkında bilgi edinemediğimiz altı kişi Namık Paşa, Server Paşa, Asım Mehmed Paşa, Akif Mehmed Paşa, Said Paşa (Kürd) ve Seyyid Abdülkadir Efendi’dir. Bunların medrese tahsili gördüğünü tahmin edebiliriz.

O dönemde yurd dışı eğitim denince akla Fransa gelirdi. Şura-yı Devlet başkanları arasında bu ülkeye gidenler Institution Barbet’de okuyan İbrahim Edhem Paşa, iktisat okuyan Ali Paşa, hukuk okuyan Halil Bey, Bay Fraze’nin okuluna devam eden Rauf Paşa idi, İbrahim Edhem Dirvana da Türkiye’de mülkiyeyi bitirip siyasi bilimler okudu. Said Halim Paşa, İsviçrede siyasi bilimler ve Turhan Paşa da Atina’da hukuk fakültesinde okudular. Demek ki yedi kişi Avrupa’da eğitim görmüş oluyordu.

İkinci Meşrutiyetten sonra bu makama atananlardan Necmeddin Molla Bey hukuk mektebini bitirmişti. Kendisiyle birlikte ardından gelen 17 başkan arasında altısı hukuk mektebini, üçü mülkiyeyi, üçü geleneksel eğitim kurumlarını, ikisi Galatasaray lisesini, diğer ikisi yurt dışında eğitm görmüş, biri tıbbıyeyi, bitirmişti. Biri hukuk, diğeri mülkiye okuyanlar içinde olmak üzere dört kişi yurt dışında eğitimlerini tamamlamıştı. Bu rakamlara bakıldığında geleneksel eğitim kurumlarından yetişenlerin sayısının çok azaldığı,

E. Sosyal Kökenleri


Doğum yerlerine bakıldığında on yedi kişinin -neredeyse yarısı: yarısı 18- İstanbul’da doğduğu dikkati çekmektedir. Bu durum, dönemin eğitim koşulları düşünüldüğünde olağan görülebilir. Üç Şura-yı Devlet başkanının ki bunlar Asım Mehmed paşa, Akif Mehmed Paşa ve Cemil Molladır- şimdilik nerede doğduğunu tespit edememişsek de bunlardan Cemil Mollanın İstanbul’da doğduğunu tahmin ediyoruz. muhtemelen ötekiler de İstanbul doğumludurlar.

İstanbul’da doğanların babalarının mesleklerine baktığımızda sırasıyla Midhat paşanın babasının naip, Mahmud Nedim paşanın valilik yapmış vezir, server paşanın Bab-ı Seraskeri nizamiye hazinesi başkatibi, Safvet paşanın voyvoda, ali paşanın mirliva paşa, arifi paşanın hariciye nazırı ve meclis-i vala reisi, Mustafa Zihni Paşanın muhassıl, necmeddin mollanın şeyhülislam, Pirizade İbrahim Hayrullah’ın Şura-yı Devlet muhakemat dairesi başkanı, mehmed şerif paşa çavdaroğlu mutasarrıf, rauf paşanın vali, Abdurrahman şeref Beyin Tophanei amire muhasebe kalemi mümeyyizi, ibrahim edhem beyin duyun-ı umumiye muhasebecilerinden enderundan yetişme ve mehmed tevfik beyin maarif nezareti encümen-i teftiş ve muayene reisi olduğunu görürüz. Bunlardan sadece Mehmed Memduh Beyin babası bir meslekle tanımlanmadan Mehmed Nüzhet Efendi diye gösterilmiştir. Mehmed Tevfik Paşa (sadaret müsteşarı) baba adı ve mesleğini bilmiyoruz.

İstanbul dışında doğanlar ise nüfuzlu insanların çocuklarıdır. Arapkir Yusuf Kamil Paşanın bey, Ayıntap Mehmed Kadri Bey mutasarrıf, Süleymaniye Said Paşa Mirimiran, Tırhala Turhan Paşa bey, Girid Köse Raif Girid Meclisi Reisi, Ürgüplü Hayri Bey evkaf müdürü, Kahire Said Halim Paşa Kavalalı Mehmed Ali Paşanın torunu, Vezir Paşa, Lefkoşa Mehmed Kamil Paşa topçu yüzbaşısı, Erzurum Küçük Said Tahran Maslahatgüzarı, Milas Halil Bey çiftçi, Yanya Reşid Akif Paşa, Van Abdülkadir Efendi şeyh, Edirne Rıza Tevfik bey mutasarrıf, Selanik Mustafa Arif Bey eşraftan Mehmed Efendinin oğludur. Konya Namık paşa ve Batum Hasan Fehmi Paşa babası adı ve mesleği belli değilse de onların da hali vakti yerinde insanlar oldukları tahmin edilebilir. Sakızlı İbrahim Edhem ise isyancı Rumlar arasından tutsak edilip İstanbul’a getirilmiş ve Husrev Paşa tarafından kol kanat gerilip yetiştirilmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi Şura-yı Devlet başkanlığından sadrazamlığa kadar yükselmiştir.

F. Entelektüel Boyutları

Şura-yı Devlet başkanlarının içlerinde son derece entelektüel kimseler vardı ve bunlar Türk kültürüne ciddi katkılar yaptılar. Mesela Yusuf Kamil Paşa Türk edebiyatı tarihinde bir ilki gerçekleştirip Fransız romancısı Fenelon’un Telemak adlı romanını Fransızcadan dilimize çevirmiştir. Mahmud Nedim Paşa’nın devletin ıslahına ilişkin olarak Hikaye-i melik-i muzaffer, Ayine-i devlet ve manzum Hasbihal isimli eserleri basılmıştır. Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce bilen ve ciddi bir entelektüel olan Said Halim Paşa’nın eserleri Buhranlarımız (Haz. M. Ertuğrul Düzdağ, Tercüman 1001 Temel Eser, [İstanbul, ts.]) adlı toplamada yayımlanmıştır. Ayrıca İslamda Teşkilat-ı Siyasiye, The Reform of Muslim Society adlı eserleri ve mektupları zikre değer.

Arapça, Farsça ve Fransızca bilen Şerif Paşa (Çavdaroğlu) çevirileri ile tanınmıştır. Şiir yazmasına rağmen nazmen yaptığı tercümeleriyle daha çok ilgi çekmiştir. İbn Batuta Seyahatnamesi (2 cilt) ve Tuhfetü’n-nüzzar garaibi’l-emsar ve acaibi’l-esfar (2 c., Matbaa-i Amire, İstanbul 1333/1917), Makyavel’in Prens, Nizamülmülk’ün Siyasetname (İÜ Hukuk Fak. Yayını, İstanbul)’sini dilimize çevirdi. Fatih Sultan Mehemmed Han-ı Sani ve İstanbul’un Fethi (Hilmi Kitabevi, İstanbul, 111 s.) adlı bir eseri de vardır. Nâsır Husrev Seyahatnamesi, İbnü’t-Taktakî’nin Hulefâ ve Vüzerâ-i Abbasiye Tarihi çevirileri ve Lotrop Stuard’ın Âlem-i Cedid-i İslam adlı eserinin çevirisi basılmayan eserlerindendir.

Feylezof Rıza Tevfik Bey’in (Bölükbaşı) eserleri Textes Houroufis (Clement Huart’la), Leyden, (1909); Mufassal Kamus-ı Felsefe, İstanbul, 1914, 1. cild 800+2 s., 2. cild 400 s.; Felsefe Dersleri, İstanbul, 1330 (1914); Mabade’t-tabiiyat Dersleri-Ontoloji Mebahisi, Darülfünun Matb., İstanbul 1336, 44 s. taş baskı; Mabade’t-tabiiyat Derslerine ait Vesaik, Darülfünun Matb., İstanbul 1335, 144 s.; Estetik, Darülfünun Matb., İstanbul 1336, 64 s., taş baskı; Rübaiyat-ı Ömer Hayyam (Hüseyin Daniş Pedram’la) İstanbul 1922, 2+368 s.; Serab-ı Ömrüm (şiirler, Lefkoşe, 1934)3+124+1; İstanbul 1949, 357 s.; Ömer Hayyam ve Rübaileri (İstanbul 1945), 283 s.; Tevfik Fikret (İstanbul 1945), 63 s. Abdülhak Hamid ve Mülahazat-ı Felsefiyesi (1918, 2. b. 1984), Ömer Hayyam’ın Felsefesi (Hüseyin Daniş’in yayımladığı Rübaiyat-ı Ömer Hayyam içinde 1927), Halk edebiyatıyla ilgili yazıları Rıza Tevfik’in Tekke ve Halk Edebiyatı İle İlgili Yazıları başlığıyla Abdullah Uçman tarafından derlenip yayımlandı (Ankara 1982), 379 s.

Osmanlı resmi tarih yazıcısı Abdurrahman Şeref Bey’in Coğrafya-yi umumi (1301/1885), Fezleke-i tarih-i düvel-i İslamiye (1301/1885), Tarih-i devlet-i Osmaniye (2 c., 1309/1893), İstatistik ve Coğrafya-yi umrani (1314/1898), Fezleke-i tarih-i devlet-i Osmaniye (1315/1899), Zübdetü’l-kasas (1315-16/1899-1900), İlm-i ahlak (1316/1900), Coğrafya-yi umumi (2 c., 1323/1907), Coğrafya dersleri (1324/1908), Harb-i hazırın menşei (1334/1918), Sultan Abdülhamid-i saniye dair (Ahmed Refik Altınay ile, 1334/1918), Tarih musahabeleri (1339/1923), Tarih-i asr-ı hazır (1331/1915) gibi eserleri birçok kez basılmıştır. Ayrıca Mülkiye Mektebinin mükemmel bir okul haline getirmede çok ciddi emeği geçmiştir.

İbrahim Edhem Dirvana ise 1895’te çevirdiği Usul Hakkında Nutuk ile Türkiye’de ilk defa Fransız filozofu Descartes’in felsefesini tanıtmak gibi olağanüstü bir iş gerçekleştirmişti. Nitekim, 1946’da İÜ Edebiyat Fakültesi bu sebeple kendisi için bir jübile düzenledi. Türkiye’nin o zaman tek sosyoloji dergisi olan İş Mecmuası sahibi ve başyazarı Fındıkoğlu Z. Fahri, dergisinin 55. sayısını Dirvana’nın hayat ve hizmetlerine ayırdı. Entelektüel bir kişi olan Dirvana yirmi yaşında mülkiye öğrencisi iken Tercüman-ı Hakikat’ta yazmaya başlamış ve Meşrutiyette idari adem-i merkeziyet taraftarı bir parti kurmuş ve Beyrut valisi iken bu esasa göre bir layiha hazırlayıp hükûmete sunmuştu. Peyam-i Sabah’ta çıkan Dinler ve Felsefeler adlı büyük bir eseri vardır. Hamidiye Ticaret mektebinde hocalık yaparken Semerât-ı akıl (İstanbul, 1303/1887) diye küçük bir kitapçık çıkarmıştı.

Mehmed Memduh Bey’in Tatbikat-ı Cezaiye (2 c.) adlı eseri Maarif Nezaretinin 20 Teşrin-i evvel 320 tarihli ve 537 numaralı ruhsatnamesiyle yayımlandı.

Mehmed Tevfik (Biren) Beyin basılı eserleri üç ciltlik İktisad Prensipleri (1930, 1936, 1940)’dir.

Bilebildiğimize göre hatıratını kaleme alan yedi Şura-yı Devlet başkanı vardır. Aşağıda bu kişilerin isimleri ve hatıratları zikredilmektedir: Midhat Paşa, (Midhat Paşa’nın Hatıraları Hayatım İbret Olsun, Neşreden: Osman Selim Kocahanoğlu, Temel Yayınları, İstanbul 1997, 2 c. Paşa’nın Tabsıra-i İbret adını verdiği hatıratını yukarıdaki adla yayına hazırlayan Kocahanoğlu, metni sadeleştirmiş ve ikinci cildin sonuna bazı vesika ilaveleri yapmıştır.)

Mehmed Kamil Paşa’nın üç ciltten oluşan hatıraları Tarih-i siyasi-i devlet-i aliye-i osmaniye ve Kamil Paşa’nın ayan reisi Said Paşa’ya cevapları adlı eserleriyle "Hatırat"ının bir cildi basılıdır.

Küçük Said Paşa da siyasi yaşamıyla ilgili anılarını Sadr-ı sabık Said Paşa’nın gazetelerde neşrettiği mektuplarının suretidir (1906), Said Paşa’nın Kamil Paşa hatıratına cevapları (1909), Said Paşa’nın hatıratı (3 c., 1910) adıyla yayımlamıştır.

Hatıralarını yazanlar arasında Ürgüplü Hayri Bey ve Halil Menteşe (İsmail Arar, Osmanlı Mebusan Meclisi Reisi Halil Menteşe’nin Anıları, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul 1986), hatıralarını "Dağarcığım" isimli bir kitapta toplayan Cemil Molla, ve Mehmed Tevfik Bey de vardır (Bir Devlet Adamının Mehmet Tevfik Beyin (Biren) II. Abdülhamid Meşrutiyet ve Mütareke Devri Hatıraları (haz. F. R. Hürmen, Arma Yayınları, İstanbul 1993, 2 cilt).

Uluslararası derneklere üye olan Şura-yı Devlet başkanları da vardı. Mesela Safvet Paşa 1874’te Fransa Akademisine üye seçilmişti. Mehmed Tevfik Biren de Milletlerarası Akademik Tarih Araştırmaları Derneği’nin daimi üyesi idi.

Son olarak Şura-yı Devlet üyelerinin hemen tamamının Arapça, Farsça ve Fransızcayı bildiklerini eklemek gerekir. Bunun dışında Osmanlı Devleti içinde bulunan çeşitli kavimlerin dilini bilenler de vardı.

--------------------------------------------------------------------------------

* Danıştay’ın 136. Kuruluş Yıldönümü, Danıştay ve İdari Yargı Günü nedeniyle düzenlenen Sempozyumda sunulan tebliğ metni

[1] Bkz. aynı görüşler için Abdülhamit Kırmızı, "Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Maliye Nazırları (1838-1922)", TALİD, 1, 2003, s. 97 vd.

[2] Meclis-i vala-yı ahkam-ı adliyenin kabine üyesi ve 14 kişiden oluşan kabinede altıncı sırada olduğu hk. Mehmet Seyitdanlıoğlu, Tanzimat Devrinde Meclis-i Vâlâ (1838-1868), 2. b., TTK Basımevi, Ankara 1999, s. 133.

[3] Benzer bir durum maliye nazırları için de tespit edilmiştir. "1838-1909 arasındaki dönemde nezaret edenlerden beş efendi ve bir bey hariç, hepsi paşadırlar. (...) İkinci Abdülhamid’in hallinden, yani 1909’dan sonra vezaret rütbesiyle nazır tayin edilmemiştir.", Kırmızı, agm., s. 99-100.

[4] Canatar/Baş, s. 112’deki "4 Ekim 1922’ye kadar geçen 44 yıl 7 ay zarfında" ifadesindeki 44 zuhul eseridir.

[5] İnal, Son Sadrazamlar, I, 264.